Projeler · Proje

Gülhane Parkı: saray bahçesinden kent parkına

Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi 1913’te halka açıldı. Çınarlı ana yol, koru ve teraslar; 2000–2003 yenilemesinde sert zeminin nasıl yeşile döndüğü.

Ahmet Cengiz Yıldızcı (2000–2003 yenilemesi, peyzaj projesi) Eminönü, İstanbul 1913 · 2003 Tarihî kent parkı

Gülhane Parkı’nda lale tarhları, çimen ve arkada ağaçlık
FOTOĞRAF
Gülhane Parkı’nda lale tarhları, çimen ve arkada ağaçlık

Gülhane Parkı’nda nisan ayında lale tarhları, 26 Nisan 2015. Maurice Flesier ↗ · CC BY-SA 4.0

Maurice Flesier / Wikimedia Commons · CC BY-SA 4.0, uyarlandı · Kaynak ↗ · Görsel notu

Gülhane Parkı, Topkapı Sarayı’nın Marmara’ya bakan dış bahçelerinin bir bölümünde, Sultanahmet ile Sarayburnu arasında uzanıyor. Saray bahçesinden kent parkına dönüşen Gülhane, yüz yılı aşkın bir kullanımın katmanlarını taşıyor. Yazı, Osmanlı arşivine dayanan bir makaleye, parkın 2000–2003 yenilemesini ayrıntılı olarak belgeleyen bir yüksek lisans tezine ve TDV İslâm Ansiklopedisi’ne dayanıyor.

Sarayın dış bahçesi

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Topkapı Sarayı’nın Marmara yönündeki dış bahçeleri arasında, Gülhane Meydanı adıyla anılan bir düzlük vardı. Bu düzlüğe bakan bir set üzerindeki Gülhane Kasrı, bazı kayıtlara göre 1826’da yapıldı. Sultan Abdülmecid, Tanzimat dönemini başlatan Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nun 3 Kasım 1839’da okunmasını bu kasırdan izledi. Kasır, 1865’te Sultan Abdülaziz döneminde yıktırıldı.

Meydan bir gösteri alanıydı. Ansiklopediye göre sarayda görevli ağalar burada cirit, tomak ve atıcılık gösterileri yapıyordu; alan bu yüzden Cirit Meydanı ya da Cündî Meydanı diye de anılıyordu. Ordudaki yenileşmeyle birlikte spor gösterilerinin yerini askerî talim ve resmigeçitler aldı. Topkapı Sarayı maddesine göre ise deniz tarafına doğru genişleyen has bahçe çiçeklendirilerek bir dinlenme ve gezinti yeri olarak ayrılmıştı; bahçenin bir kısmında sarayın ihtiyacı için sebze yetiştiriliyordu.

Bahçenin düzeni de zamanla değişti. Tepe’nin aktardığına göre sarayın Hasbahçe’si bugün Gülhane Parkı olarak anılan alandır. Tezin Evyapan’dan aktardığına göre 1819 tarihli planlarda bahçe doğal üslubunu koruyordu; 1840’larda Hasbahçe’nin mimarı bir Almandı. 1855 tarihli plan ise bahçenin artık doğal değil klasik bir üslupla düzenlendiğini gösteriyor.

Halka açılış: 1912 izni, 1913 töreni

Gülhane’nin park olarak açılması, İstanbul Şehremini Cemil Paşa’nın (Topuzlu) ilk görev döneminde gerçekleşti. Akan’ın Osmanlı arşiv belgelerine dayanan çalışmasına göre padişah, Şehremaneti’nin burada park yapmasına 16 Ekim 1912’de izin verdi. Açılış töreni ise 11 Eylül 1913 Perşembe günü öğleden sonra yapıldı. Akan, parkın halkın gezip dinlenmesi için yapıldığının en açık kanıtı olarak girişten ücret alınmamasını gösteriyor.

İstanbul Valiliği ve birçok kaynak açılış yılını 1912 olarak veriyor. Bize göre iki tarih birbiriyle çelişmiyor: 1912 iznin ve çalışmaların, 1913 resmî açılışın yılı. Park da tek seferde bitmedi; Akan’a göre önce Soğukçeşme’den saray kapısına uzanan bölüm, ardından ikinci bir bölüm düzenlendi.

Arşiv belgeleri yapım sürecinin kolay olmadığını gösteriyor. Akan’a göre Balkan Savaşı başlayınca askerler Sarayburnu çevresine barakalar kurdu ve Harbiye Nezareti bunları kaldırmayı kabul etmedi; Şehremaneti çalışmalara yine de başladı. Kazılarda çıkan eski eserler, Müze-yi Hümayun’dan görevlendirilen bir memura teslim edildi. Alemdar Caddesi’ndeki giriş cuma ve pazar günleri kalabalığa dar gelince, iki burca dokunmamak koşuluyla aradaki duvar 15 m yıkılarak kapı genişletildi. Şehremaneti park içinde kahve ve şerbet satışını bile yasakladı.

Cemil Paşa, park alanındaki matbaanın, aşı üretim merkezinin, askeriyeye ve telgraf idaresine ait binaların kaldırılmasını istedi. Akan’a göre telgraf makine dairesi ile aşı üretim merkezi yerlerinde kaldı. Cemil Paşa’nın itirazının özü şuydu: telgraf dairesi başka bir yere yapılabilirdi, ama park başka bir yere yapılamazdı. Tepe’nin aktardığına göre Cemil Paşa, sarayın çevresindeki set duvarlarını ve dört büyük kışlayı yıktığını anlatıyor; bu hafriyat sırasında pek çok eski eser ve bahçe zarar gördü.

Peyzajın omurgası: çınarlı yol, koru ve teraslar

Gülhane Parkı’nda büyük ağaçların gölgelediği çimenlik ve yürüyen birkaç kişi
Gülhane’de ağaçların gölgelediği çimenlik, 19 Mayıs 2022. Ninara / Wikimedia Commons · CC BY 2.0. Yeniden boyutlandırıldı ve WebP’ye dönüştürüldü.

Parkın ortasından iki yanı ağaçlı bir ana yol geçiyor. Tepe’nin anket çalışmasına göre tarihi çınarların altında süren bu ana yol, ziyaretçilerin en çok tercih ettiği kullanım. Yolun iki yanında koru ve çimenlikler, Sarayburnu yönünde ise aşağı inen bir yokuş var. İstanbul Valiliği’ne göre bu yokuşun üzerinde 15 m yüksekliğindeki Gotlar Sütunu duruyor. Tepe’ye göre yenilemede, parkın Marmara’ya ve Boğaz’a açılan tek manzara noktasındaki çay bahçelerinin yerine seyir terasları düşünüldü; ancak tezin yazıldığı 2010’a kadar uygulanamadı ve çay bahçeleri işlemeye devam etti.

Parkın bitki dokusu da zengin. Tepe’nin aktardığı envantere göre yenileme sonrasında parkta 1.795 ağaç bulunuyor ve uzun yıllar içinde dikilmiş 90’ın üzerinde egzotik tür tespit edilmiş. Ağaçların çoğu yaprak döken türlerden.

Tezin ekindeki ağaç rölöve listesi, Yaltırık’ın 1997 tarihli çalışmasına dayanarak 90 tür sayıyor. Listede çınar (Platanus × acerifolia), at kestanesi (Aesculus hippocastanum), gümüşi ıhlamur (Tilia argentea), Lübnan sediri (Cedrus libani), pırnal meşesi (Quercus ilex), fıstık çamı (Pinus pinea) ve erguvan (Cercis siliquastrum) gibi türlerin yanında bataklık servisi (Taxodium distichum), sekoya (Sequoia sempervirens) ve ginkgo (Ginkgo biloba) da var.

Yirminci yüzyılın katmanları

Park, yüzyıl boyunca farklı kullanımlar edindi. Mutlu’nun çalışmasına göre Gülhane’de 1950’den başlayarak Bahar ve Çiçek Bayramı kutlandı; bayramın 1962’ye kadar sürdüğü biliniyor. Tepe’nin aktardığına göre 1955’te bir akvaryum, 1956’da hayvan barınakları yapılarak parkta bir hayvanat bahçesi kuruldu. Mutlu’ya göre parkın Sarayburnu bölümü, 1958’de açılan sahil yoluyla ana parktan ayrıldı.

Bayram parkın fiziksel yapısını da değiştirdi. Mutlu’ya göre 1950’deki ilk bayram üç gün sürdü ve 200.000 kişi katıldı; 1955’te bayram 90 güne uzadı, parka 1.500.000 kişi geldi. Bu dönemde parkın yolları asfaltlandı ve geceleri de gezilebilmesi için genel aydınlatma lambaları kondu. Mutlu’nun Koçu’dan aktardığına göre 1952’den itibaren her yıl en az bir ay süren sergi ve panayır barakaları için bazı ağaçlar kesildi, bazıları da gerilen tellerle ve çakılan çivilerle zedelendi. 1958’den itibaren kutlamaların bir bölümü başka alanlara taşındı ve Gülhane yeniden ağaçlandırıldı.

Tepe’ye göre 1982’den itibaren parkta Gülhane Şenlikleri düzenlendi; şenlikler 2001’de yenileme projesiyle birlikte kaldırıldı.

2000–2003 yenilemesi: sert zeminden yeşile

Bugünkü Gülhane büyük ölçüde 2000–2003 yenilemesinin ürünü. Tepe’nin belgelediğine göre peyzaj projesini İTÜ Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Cengiz Yıldızcı, restorasyon projelerini Akant Tasarım Restorasyon ve Mimarlık bürosundan Engin ve Nergis Binoğul hazırladı. Koruma kurulunun 27 Haziran 2001 tarihli kararıyla başlayan çalışmalardan sonra park, iki yıllık bir aranın ardından 2003’te yeniden açıldı.

Yenilemenin peyzaj açısından en önemli sonucu, sert zeminin azalması:

  • Proje öncesindeki sert zeminlerden 38.000 m² yeşil alana dönüştürüldü. Böylece yeşil alanın park içindeki payı %55’ten %78’e çıktı.
  • Asfaltla kaplı, 7 m genişliğindeki ana yol doğal taşla kaplanıp yaya gezi aksına çevrildi.
  • Alemdar Caddesi girişindeki eski havuz, 650 m²’lik üç kademeli bir fıskiyeli havuza dönüştürüldü; bu havuz bugün parkın tek su öğesi.
  • Proje kapsamında 45.343 ithal bitki ve 13.700 yerli lale soğanı dikildi.
  • Ana yolun iki yanındaki gazinolar, kahvehaneler ve küçük hayvanat bahçesi gibi yapılar kaldırıldı; ana yol araç trafiğine kapatıldı.

Tepe’ye göre Gülhane 1. derece arkeolojik sit alanı; bu nedenle parkta yeni yapı yapılamıyor ve yeni ihtiyaçlar mevcut binalara verilen işlevlerle karşılanıyor.

Yüzeyin altı: toprak, su ve ışık

Tezde aktarılan uygulama ayrıntıları, işin büyük bölümünün görünmeyen katmanlarda yapıldığını gösteriyor:

  • Ağaçlara asılı telefon hatları ve havai aydınlatma hatları yer altına alındı. Ağaçlar ve surlar 160 yerden aydınlatma armatürüyle, ara yollar 3,5 m’lik 150 direkle, ana yol 6 m’lik 39 direkle aydınlatıldı.
  • Topkapı Sarayı Müzesi alanından parka akan yağmur suyu için 3.130 m beton büz, yeşil alanlarda erozyona karşı 2.190 m drenaj borusu döşendi.
  • Özelliğini yitirmiş toprak 15–20 cm kaldırıldı; yerine 20 cm bitkisel toprak ve iki kat 10 cm’lik bitkisel harç serildi.
  • Yaprak döken ağaçların kuru yaprakları yangın riski oluşturduğu için 50 noktadan müdahale edilebilen bir yangın söndürme sistemi kuruldu.
  • Ara yollarda 18.500 m² granit küptaş, ana yolda ve meydanlarda 13.350 m² granit plaka kullanıldı. Yaya yolları mevcut hatları korunarak yenilendi.

Eğimli yerlerdeki kademeli beton şev duvarları oturma yeri olarak da kullanılıyordu. Tepe’ye göre bu duvarlar yıkıldı, çok dik yerlerde doğal taşla yeniden yapıldı; kalan alan yeşile çevrildi, oturma için pergola ve gazebolar kuruldu.

Bitki seçimi ve eski yapılara yeni işlev

Tepe’ye göre bitki seçiminde alanın tarihî kimliği gözetilerek Osmanlı döneminde sık kullanılan lale, nergis ve gül seçildi. İlk yüklenici gölgeyi seven açelya ve ormangülünü ana yolun kenarlarına ve büyük çınarların altına dikti. Yüklenici değişince bu bitkiler 2006’da söküldü; yerleri mevsimlik ve soğanlı bitki tarhlarına dönüştü. Kültür Sokağı çevresinde Osmanlı gül bahçesi formlarından yola çıkan bir gül bahçesi de yapıldı. Tepe, buradaki mermer sütunlu bölümün servilerle birlikte kasvetli bir etki bıraktığını yazıyor ve yeniden düzenlenmesini öneriyor.

Yeni yapı yapılamayınca eski yapılar yeni işlevler aldı. Tepe’ye göre surlara bitişik Ahır binaları Mayıs 2008’de İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi olarak açıldı. Hayvanat bahçesinin akvaryumu olarak kullanılan sarnıç çok amaçlı sergi salonuna dönüştü; tezin yazıldığı dönemde önünde her bahar İBB Ağaç A.Ş.’nin lale satış noktası kuruluyordu. Telgrafhane ve Sağlık Müdürlüğü binaları ise kurumlar arasında anlaşma sağlanamadığı için proje dışında kaldı.

Kullanım: dinlenmek, manzara ve ilkbahar

Tepe, Nisan–Mayıs 2009’da parkta rastgele seçilen 256 kişiyle yüz yüze anket yaptı. Katılımcıların %41’i parkı dinlenmek, %33’ü manzara seyretmek, %12’si yürüyüş için kullanıyordu. En sevilen yer %35 ile ana yürüyüş yolu, %21 ile çim alanlardı. Katılımcıların %62’si parka yürüyerek geliyordu; %71’i ise parkın sunduğu etkinlikleri yetersiz buluyordu. Tepe’nin vardığı sonuç: Gülhane, hedeflendiği gibi bir kent parkından çok, tarihî kimliği korunmuş bir gezi parkı niteliğinde.

Tepe’ye göre parkın ilkbaharda Lale Devri’ni hatırlatan görünümü, ziyaretçi yoğunluğunun artmasında önemli bir etken. İstanbul Valiliği’nin 2019 tanıtımı ise parkı yürüyüş ile müze ve kütüphane ziyaretini birleştiren bir gezi olarak anlatıyor. Alay Köşkü’nde Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi, ana yol üzerinde 2017’de açılan Prof. Dr. Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi var. Valiliğe göre ziyaretçiler, görevlilerin izin verdiği çimenlerde yemek yiyebiliyor.

Değerlendirme: Gülhane ne öğretir?

Güçlü yanlar. Gülhane, tarihî bir bahçenin korunarak kamusal kullanıma açılmasının erken bir örneği. 2000–2003 yenilemesi de, tarihî bir parkta sert zeminin azaltılmasının ve ana aksın araçtan yayaya verilmesinin parkın karakterini nasıl güçlendirebileceğini gösteriyor. Bize göre yenilemenin toprak, drenaj ve aydınlatma gibi görünmeyen işleri, bir tarihî parkta yaşlı ağaçları korumanın yüzeydeki tasarım kadar altyapıya da bağlı olduğunu hatırlatıyor.

Sınırlar. Parkın alanı kaynaklarda 163.000 m² ile yaklaşık 100.000 m² arasında değişiyor; fark büyük olasılıkla Sarayburnu bölümünün ve yapı parsellerinin hesaba katılıp katılmamasından kaynaklanıyor. Yenilemeden sonraki bakım ve ağaç izleme verileri yayımlanmış kaynaklarda yer almıyor. Tezde anıt aday olarak tescil ettirilen ağaç sayısı bir yerde 44, başka bir yerde 449 olarak geçiyor. Tür listesi 1997 tarihli bir çalışmaya, anket 2009’a dayanıyor; bugünkü durumu yansıtmayabilir.

Tarihî parklar için dört soru.

  • Bir tarihî parkta yenileme yapılırken sert zemin ile yeşil alan oranı ölçülüyor ve proje öncesi ile sonrası karşılaştırılıyor mu?
  • Yaşlı ağaçların envanteri çıkarılıp düzenli olarak izleniyor mu?
  • Arkeolojik sit gibi koruma kararları, yeni ihtiyaçların mevcut yapılarla karşılanmasına nasıl yön veriyor?
  • Büyük etkinlikler ve uygulayıcı değişiklikleri, bitki dokusunun sürekliliğini bozmayacak biçimde planlanıyor mu?

Proje verisi

Konum
Eminönü, İstanbul
Tasarım
Ahmet Cengiz Yıldızcı (2000–2003 yenilemesi, peyzaj projesi)
İşveren
İstanbul Şehremaneti (1913); İstanbul Büyükşehir Belediyesi (yenileme)
Restorasyon projeleri (2000–2003)
Akant Tasarım Restorasyon ve Mimarlık, Engin ve Nergis Binoğul
Yıl
1913 · 2003
Tür
Tarihî kent parkı
Kapak görseli
Gülhane Parkı’nda nisan ayında lale tarhları, 26 Nisan 2015. Maurice Flesier / Wikimedia Commons · CC BY-SA 4.0 . Yeniden boyutlandırıldı, WebP’ye dönüştürüldü; aynı lisansla paylaşılır.

Kaynaklar ve okuma notu

Proje bilgileri yukarıdaki kurumsal kaynaklardan derlenmiştir. Metindeki tasarım değerlendirmeleri PEYZAJMORE’un kaynaklara dayalı okumasıdır; saha ziyareti veya tasarım ekibiyle yapılmış bir röportaj değildir.

Bu yazıya atıf

PEYZAJMORE Editörlüğü. (2026, 2 Kasım). Gülhane Parkı: saray bahçesinden kent parkına. PEYZAJMORE. https://www.peyzajmore.com/yazi/gulhane-parki

Konular Kent ağaçlarıKamusal alan ve parkTarih ve kültür